Grup IRCAsk  
Grup.IRCask.Com Türkiyenin Sohbet Chat Sohbet Odaları ve Forum Platformu

Geri git   Grup IRCAsk > IRCAsk Genel Kültür > İslam Tarihi

İslam Tarihi Büyük İslam Tarihi Hakkında Herşey...

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 02-07-2009   #1
ZamBaK
Senior Member
 
ZamBaK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2009
Mesajlar: 206
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 9
ZamBaK is on a distinguished road
Standart Rahib Bahira

Hz. Muhammed’in oniki yaşına girdikleri günler. Amca Ebu Talib, Şam tarafına mal götürecek olan bir Kureyş Kervanına katılma niyetinde. Amcasının Mekke’den ayrılarak uzun bir yolculuğa çıkacağını anlayan Sevgili Peygamberimiz de Ebu Talib’le gitmek istiyor. Fakat halaları ve amcaları böyle bir niyete muhalifler. Efendimiz, ısrarlılar. Seyahat hazırlakları, denkler bağlanıp, develer yüklenerek, ihtiyaçlar tedarik edilerek devam ediyor. Sevgili Peygamberimiz, hazırlıkları kol ve kanatları kırık, mahzun takip ediyorlar.

Bir gün Ebu Talib, devesi ile bir yerden geçerken can yeğenini görür. Güzel çocuk, gözden saklı bu köşeye çekilmiş ağlıyor. Ebu Talib, şaşkın ve müteessir bir halde yeğenine yönelir.

-Niçin ağlıyorsun gözümün nuru? Ayrılığıma mı üzülüyorsun?

Ebu Talib’e gelen Peygamberimiz, devenin yularından tutarak amcanın ciğerini yakan şu sözleri söyler:

-Evet amcacığım! Beni burada kime bırakıp gidiyorsun? Ne annem var, ne babam.

Yeğenin gözlerinden akan billur yaşlar, Ebu Talib’i çok üzmüştü. Kat’i kararını verdi. kim karşı çıkarsa çıksın aldırmayacak ve O’nu da yanına alacaktı. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra Hatemül Enbiya’nın da aralarında bulunduğu Şam kervanı yola koyuldu.

Kervan menzilden menzile varırken Kainatın Efendisini bir bekleyen var.

Busra yakınındaki Küfre köyünün bütün ovayı görebilen yamancındaki bir manastır eski devirlerden beri orada. Tarihi bir hıristiyan mabedi.

Bu manastırın önce yahudi iken sonra hıristiyan olan bir rahibi var. İsmi Bahira, künyesi Ebu İdas, Lakabı Cerciş, Alim ve Zahid bir insan. Manastırda öteden beri mevcut olan kıymetli bir kitap, ahir zaman Peygamberinden haber veriyor ve O’nun bir gün buradan geçeceğini anlatıyordu.

Bahira, bir zamandır sabah erkenden Manastır’ın damına çıkarak ufuktan gelip ovadan geçen yolcuları dikkatle yokluyor ve birini bekliyordu… bir, üç beş,on … sabah bakıp usanmadan süren bir gözetleme.

Bir sabah ovanın öbür ucundan bir kervan karaltısı belirdi. Bahira elini gözlerine siper ederek bütün dikkati ile o tarafa bakıyor. Acaba bu kervan da aşağıdaki yoldan gelip geçenlerden biri mi, yoksa beklediği yolcu mu geliyor?

Deve katarı yaklaştıkça Bahira’da dikkat daha keskinleşiyor. Kitaplardan edindiği işaretler görünmeye başlaşmıştır. En mühimi de güneşe perde olan şu bulut. Evet, evet!… Bir beyaz bulut, kervana kanat germiş bir koca kuş gibi süzüle süzüle onları takip ediyor.

Beklediği insanın bu kevanda olduğuna şüphe kalmamıştı. Hemen damdan inip kervana bir haberci yollayarak yolcuları ertesi gün yemeğe davet etti. Ve büyük-küçük herkesin davetli olduğunu bilhassa tenbihledi. Yemek saatinde herkes gelmişti. Bahira misafirleri ayrı ayrı gözden geçiriyor ama aradığı zatı göremedikçe hayreti içten içe büyüyordu. Yemek devam ederken Rahip, bir fırsatını bulup dama çıktı ve kervanın konakladığı noktaya baktı. Olacak şey değil! Bulut yerinde olduğu gibi duruyor.

Tekrar davetlilerin yanına dönerek:

-Yemeğe hepinizin gelmesini rica etmiştim. Tahmin ediyorum kalan biri var.

Bir misafir:

-Hayır, hepimiz buradayız. Sadece bir küçük çocuğu eşyalarımızı beklemesi için bıraktık, dedi. -O’nu da yemeğe davet ediyorum. Getirilmesini rica ederim. Lütfen gelsin…

Söze Resulullah’ın amcası Haris karıştı:

-Biz burada yemek yerken Muhammed’in aramızda olmaması münasip değildir, dedi ve yeğenini getirmek için hemen dışarı çıktı.

Bahira, Peygamberimizin ismini işitince kulak kesildi ve tekrar dama çıkarak çocuğun kulak kesildi ve tekrar dama çıkarak çocuğun gelişini takip etti… Efendimiz, Manastıra doğru yürürken bulut da yakıcı güneşten koruyarak O’nunla geliyordu.

Rahip Bahira, Sevgili Peygamberimiz, içeri girince O’nu ayakta hürmetle karşıladı. Şimdi son Peygamber olduğunu tahmin ettiği çocuğu yakında görme fırsatını bulmuştu.

Yemekten sonra Bahira, Ebu Talib’e bazı sualler sormak istedi. Ebu Talib ile aziz misafir arasında bir yakınlık olduğunu farketmişti.

-Bu çocuk neyiniz olur?

Ebu Talib:

-Oğlum,

Cevaba şaşıran Rahip, mütereddid bir dille itiraz etti.

-Kitaplardan öğrendiğime göre bu çocuğun anne-babası vefat etmiş olmalı.

Ebu Talib:

-Kardeşimin oğludur.

-Şimdi doğru söyledin, dedi. Bahira Sevgili Peygamberimize dönerek:

-Soracaklarıma Lat hakkı için doğru cevap vermenizi istiyorum, ricasında bulundu.

Nur çocuk ise:

-Onların ismiyle yemin verme. Dünyada bana onlardan büyük düşman yoktur, hakikatini hatırlattılar.

Lat ve Uzza ismini misafirlerden işiten Bahira, Efendimizi sınamak için bu şekilde yemin vermişti. Peygamberimizden bu karşığı alınca bu defa Allah adına yemin verdi.

-Uyur musun?

-Gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz.

Bahira, Peygamberimizin mübarek gözlerine bakarak Ebu Talib’e sordu:

-Bu kırmızılık çocuğun gözlerinde devamlı bulunur mu?

-Evet! Gözlerindeki kırmızlığın kaybolduğunu hiç görmedim.

Bütün işaretler O’nun, sallallahü aleyhi ve sellem, en son Peygamber olduğunu gösteriyordu. Sadece bir belirti kalmıştı. Şayet bu da mevcutsa vakti eriştiğinde Peygamber olacağını kabul ve tasdik edecekti:

Mührü nübüvveti görme arzusu ile efendimizden sırtını açmalarını rica etti. Peygamberimiz edeplerinden göstermek istemediler. Ebu Talib’in:

-Ricasını kırma gözümün nuru, demesi üzerine Resullerin efendisi, Bahira’nın, mübarek sırtlarında iki kürek kemiği arasındaki Peygamberlik mührünü görmesine müsaaede ettiler.

Mühür, kitaplardaki tarifini tıpkısıydı. Bahira gözlerinden yaşlar boşanarak mührü öptü ve Kelime-i şehadet getirerek Efendimizin Allah’ın resulü olduğuna şehadet etti… Kervan ahlinden orada hazır olanlar olup bitenleri şaşkınlıkla takip ediyorlardı.

Şüphesiz hayatının en mes’ud dakikalarını idrak etmekte olan Bahira, ihtiyar yanaklarından sevinç gözyaşları süzülürken Ebu Talib’e şunları söyledi:

-İşte alemlerin efendisi! İşte Allah’ın Resulü! İşte Allah’ın alemlere rahmet olarak gönderdiği büyük Peygamber! Yeğenin son Peygamberdir. Getirdiği din, önceki dinleri yürürlükten kaldırarak bütün yeryüzüne yayılacaktır… Bu emsalsiz kıymeti Şam’a götürme; yahudilerin bir zarar vermelerinden korkarım.

Ebu Talib, “Yahudiler zarar verir” sözünden çekindiği için mallarını ucuz-pahalı demeden satarak yeğeni ile Mekke’ye gitmek üzere oradan ayrıldılar.
__________________


BiLmezLer NasıL Sevdik...

ZamBaK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


WEZ Format +1. Şuan Saat: 12:26 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.0
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Grup.IRCAsk.Com
Sohbet Sohbet yazsohbet Sohbet Odaları sohbet
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249